Abdülkadir Geylani’nin Zühd Hakkında Sözleri

Abdülkadir Geylani şöyle der:

“Kimin ki kalbinde dünyevi hazlardan, arzulardan, yiyecek, içecek, giyecek, eş, mesken, binek gibi eşya ile ilgili konfordan biri varsa ya da velayet ve riyaset isteği ve beş ibadetin üstünde fıkıh, hadis rivayeti, Kur’an kıraati ve rivayeti, nahiv, lügat, fesahat, belagat gibi ilim fenlerinden birinde bir mertebe (elde etmek varsa), ya da fakirliğin gidip zenginliğin gelmesi, belaların defi ve afiyetin verilmesi ve bunlar gibi zararların ortadan kaldırılıp faydaların ihdası yer ediyorsa o gerçekten zahid değildir. Çünkü bu şeylerin hepsinde nefsin tat alması, hevanın muvafakati, tabiatın (yaratılış) rahatı ve onun sevilmesi vardır. Bunların hepsi dünyadandır ve orada kalmaları gerekir… Oysa bütün bunların kalpten çıkarılması gerekirdi. Bu istekleri ortadan kaldırıp yokluğa, iflasa ve fakr-ı daime razı olmaya nefsini alıştırması gerekirdi. Dünyadaki zühdünün halis olması için, bunlardan bir buğday tanesi kadar bile kalmamalıdır. Bu durum tamama erdiğinde kalpte gam, hüzün ve iç organlardan onu etkileyebilecek keder ve üzüntü kalmaz.

Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in buyurduğu gibi: ‘Dünyada zühd, kalbi ve bedeni yeniden canlandırır.’

Bundan sonra da ahirette zahid olmak geliyor. Bu durumda ise yüksek dereceler ve menzileler, huriler, gılmanlar, saraylar, bostanlar, binekler, süvariler, ziynetler, yiyecek, içecek ve Teala’nın mümin kulları için hazırladığı diğer şeyler talep edilmez. Ve tabii ki ne dünyada ne ahirette, yapılan amellerin karşılığı beklenmez. Kul işte o zaman Allah Azze ve Celle’yi bulur… Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, beşer kalbinden hiçbirinin hayal edemediği, zihinlerin ihata edip vasfetmekten aciz kaldığı o ahiret yurduna nakledilir.”

(Fütuhu’l Gayb)

Bunlar da hoşunuza gidebilir...