Antakya ve Maarra’da Fransızların Soykırım ve Yamyamlıkları

“Burası vahşi hayvanların kol gezdiği bir çayırlık mı

Yoksa benim evim mi, doğduğum yer mi, bilmiyorum”

Yukarıdaki mısra, Orta çağ Suriyesi’nin büyük şehirlerinden Maarratu’n-Nûman şehrinde yaşanan barbarlığa atıf yapan ve yine bu şehrin sakinlerinden olan bir ozana aittir.

Haçlılar, I.Haçlı seferi sırasında Antakya’yı işgal etmiş ve bu şehrin Müslüman ahalisini katliama tabi tutmuşlardı. Ancak bundan daha da iğrenci haçlıların Antakya kuşatması devam ederken yaptıkları yamyamlıktı.

Antakya kuşatması uzun sürmüştü. Bu süre zarfında şehre dışarıdan bir yardım ulaştırılamamıştı. Bu sırada haçlıların da erzak stokları boşalmıştı. Durum, haçlılar için kötüleşiyordu. Böyle giderse değil Antakya önünde kalmak; hayatta dahi kalamayacaklardı. Erzaksız bir ordunun savaşması imkansızdı. Ancak bunun için pratik ve bir o kadar da iğrenç bir çözüm buldular. Tarihin gördüğü en büyük vahşet hadiselerinden biri olan bu olayı, o sırada Antakya önündeki haçlı ordusunda bulunan ve olayın görgü tanığı olan haçlı ozanı Richard le Pelerin şöyle anlatır:

“Asaletli Pierre L’ermite, otağının önünde oturuyordu. Kral Tafur ve adamları çıkageldiler. Bunlar yüz kişiden çoktular ve açlıktan şişmiştiler. Kral, keşiş Pierre’e: “Tanrı adına bize yol göster, zira açlıktan mahvolmaktayız.” Dedi. Pierre şöyle cevapladı: “Korkak olduğunuz için! Haydi şurada yatan ölmüş Türkleri toplayınız. Tuzlar ve pişirirseniz pekala yenir onlar.”

Bunun üzerine on bin haçlı toplandı. Türk ölülerinin derileri yüzüldü, bağırsakları çıkartıldı. Etleri haşlama ve kebap yapıldı. Adamlarımız bu etleri doyasıya yediler, ama ekmeksiz olarak. Bunu gören zincire vurulmuş Türkler çok korktular, et kokusundan duvarlara dayandılar. Yirmi bin putperest (Türkleri kastediyor) bu manzarayı seyretti; ağlamadık Türk kalmadı! (…) Adamlarımız kendi aralarında konuşuyorlardı: “Şu Türk eti, zeytinyağlı domuz sırtı ve jambondan daha iyidir!” Ortalıkta Türk ölüsü kalmayınca, mezarlıklara varıp Türk ölülerini çıkardılar. Onlardan bir tepe yaptılar. Bağırsaklarını çıkarıp Asi Nehri’ne attılar; etlerin derilerini asıp rüzgarda kuruttular!”

Suriye’deki Sur şehrinin Katolik metropoliti olan Guillaume de haçlı yamyamlığını şöyle anlatmıştır: “Bohemond (Bu adam haçlı liderlerinden olup, işgalden sonra Antakya kontu olacaktı) birkaç Türk getirilmesini istedi ve bunları hemen öldürttü. Büyük bir ateş yaktırarak etleri şişlere geçirtti ve pişirtti. Sonra da bütün akrabalarını çağırarak onları Türkleri yemek üzere kurdurduğu sofralara davet etti. Bunun manası kendisine sorulunca da: “Bugün buradaki Türklerin etlerinin başta komutan ve prensler olmak üzere orduya ikram edileceğinin bilinmesi içindir.” dedi.”

Haçlı tarihçilerinden Charles Mills ise şunu nakleder: “Bohemond getirttiği Müslüman Türkleri boğazlattı ve ateşte kızarttı. Seyredenlere dönüp buraya iştahını tatmin etmek için geldiğini haykırdı.” Bizzat sefere katılmış olan bir haçlının yazdığı Anonim Gesta Francorum adlı tarihte de “Müslümanların etini yiyen Fransızlar”dan bahsedilmiştir.

Antakya’daki camilerin yakılmasına ve Müslüman katliamına tanık olan Papaz Lemoine şöyle der: “Fransız askerleri şehre girince sokaklarda gördükleri ihtiyarları ve çocukları parçalıyorlardı. Ancak ilk gün herkes öldürülemedi. Ertesi gün bizimkiler, şehirde sağ kalan 10.000 Türk’ü kestiler!” Brentano da şunu söyler: “Fransızlar, şehir civarındaki bataklıklarda iki haftadır yatan Türk cesetlerini iştahla yemekteydiler.” O gün esir düşen ve teslim olan her Müslüman katledildi. Bir papaz, vicdani hislerden tamamen yoksun şekilde: “Müslüman kadınlarına gelince; onlara karınlarına birer kılıç sokulmaktan başka bir fenalık yapılmadı.” demiştir.

Yamyamlık, Orta çağ Avrupa’sı için yeni ve marjinal bir olgu değildi. En ufak bir sıkıntıda dahi Hristiyan Avrupalılar, yamyamlığa başvurabiliyorlardı. Haçlı seferlerinden bir süre önce Fransa’da meydana gelen kıtlıkta da bir sürü yamyamlık vakası olmuştu. Bir adam çocukları kandırarak götürüp onları yemişti. Bir adamın evinden de, o adamın yediği insanların kafataslarından oluşan bir koleksiyon çıkmıştı. Haçlıların Ortadoğu’da yaptıkları yamyamlık, papalığa “mecburiyetten bu işin yapıldığı” şeklinde aktarılsa da; bu barbarlık mecburiyetin çok ötesinde adeta bir ziyafet, hatta ritüel şeklini almıştı. Haçlı lideri Bohemond, akrabalarını “Türk ziyafeti”ne çağırırken; Tafurlar adı verilen haçlı topluluğu da ortalıkta Türk eti yemek istediklerini haykırarak dolaşmaktaydı.

Vahşet bununla bitmedi. Haçlılar Antakya’dan sonra Suriye’nin en mühim şehirlerinden olan Maarratu’n-Numan şehrini kuşattılar ve işgal ettiler. İslam kaynağı İbnü’l-Esir bu işgalle ilgili olarak: “Müslümanlar üç gün boyunca kılıçtan geçirildiler. Burada yüz binden fazla Müslüman öldürüldü ve kadın ve çocuklar da esir alındı.” demektedir. Buradaki katliama tanık olan Raoul de Cean şöyle der: “Bizim Fransızlar, Maarra’da esir alınan Müslümanları kazanlarda pişirdiler ve çocuklarını da şişe geçirip kızarttılar.” Brentano’nun nakli de ilginçtir: “Fransızlar Müslüman Arapları ve Türkleri ikiye kesip güya yuttukları altınları arıyorlardı. Diğer bir grup ise Müslümanları parça parça kesip pişiriyordu.” Bir başka haçlı kaynağı da “Adamlarımız Türklerin butlarından parçalar koparıp kızartıyorlar, ama daha tam pişmeden vahşi ağızlarıyla silip süpürüyorlardı.” demiştir. Haçlı tarihçisi Albertus ise: “Adamlarımız Türkleri, hatta köpekleri yiyorlardı” demek suretiyle Müslüman eti yemenin, bir köpeği yemekten daha normal olduğunu belirtmiştir. Willermus ise: “Fransızlar Türkleri pişirme işinde ortak hareket ediyorlardı.” demektedir. Haçlı ordusunun bir askeri: “Öldürülen Müslümanlar piramit şeklinde yığıldı. O zamana dek böyle bir katliam yapılmamıştı.” derken, Bizans imparatoru Alexios’un kızı Anna Komnena şunu söyler: “Barbar Fransızların en büyük eğlencelerinden biri de Müslüman çocuklarını kızartmak ve yemekti.”

Thomas Fuller: “Bağışlanmak için cümle dahi kuramayacak kadar küçük Müslüman Türk çocukları ve bir savaşçının her daim affedebileceği zayıf kadınlar bile boğazlandı.” demektedir. Michaud, Müslümanların ateş üzerinde zorla yürütüldüğünü belirtir. Keşiş Robert Maarra yamyamlığı için şunu söylemiştir: “Adamlarımız çatılarda yürüyorlar ve sanki yavruları çalınmış dişi yaban aslanı gibi saldırıp, yiyip, içiyorlardı. Yılların ağırlığı altında ezilmiş ihtiyarları ve küçük çocukları parçalayıp yiyorlardı. Para bulmak için Müslümanların karınlarını deştiler. Kan, akarsular gibi yollardan aktı, her yerde cesetler vardı.” Foucher: “Müslüman katliamında Ermeniler ve Yunanlılar Fransız haçlılarına yardım ediyordu.” ifadesini kullanmıştır. Aix Başpiskoposu da: “Adamlarımız ölülerini yiyerek dahi Müslümanlar ve Türklerle savaşmış oldular.” diyerek memnuniyetini dile getirmiştir.

Haçlıların ve bilhassa Fransızların yaptıkları Antakya ve Maarra katliamları, Kudüs katliamı için bir prova gibiydi. Bu bilinçsiz ve barbar kalabalık, İslam dünyasında huzurun ve ruhaniyetin sembolü olan ve Müslümanlar tarafından “Daru’s-Selam”(Huzurun ve barışın yeri) olarak adlandırılan Kudüs’e ilerlemek ve burayı işgal etmek için her yolu mubah görüyordu. Bu haçlı ordularında en baskın unsur da Fransız unsuruydu. Zira haçlı seferi çağrısı Fransa’da yapılmış, ordular buradan yola çıkmış ve en büyük katılım da buradan olmuştu. (Antakya ve Maarra katliamının faillerinden olan Normanlar ise Viking soyundan gelen vahşi bir kavimdi.) Fransızların bu hareketleri tarihin dahi yüzünü kızartacak kadar iğrençti. 

Muhammed Said Güler

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...