En Büyük Mutluluk – Cennetten Fazlasını İsteyen Gönüller

en büyük mutluluk

Hz. Ayşe validemiz şöyle demiştir: “Hz.Yusuf’u görünce (Hz. Yusuf Aleyhisselâm’ ın güzelliğinden dolayı) ellerini doğrayan kadınlar, benim efendimi (Hz. Muhammed’i Sav) görseydi o bıçakları kalplerine saplarlardı…”

Peki ya Allah’ın cemâlini görselerdi…

“Dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.” *

Dünyada geçen bin senelik mutlu bir hayat, Cennet’te geçen bir saatlik hayata karşılık gelemez. Ve Cennet’te geçen bin senelik hayat da bir saat Allah’ın cemâlini görmeye karşılık gelemez. Allah’ı görmek, cennetin lezzetlerinden çok daha büyük bir lezzettir. En büyük mutluluk Allah’ın rızasını kazanmaktır.

Kur’an ve Hadis-i şerif bize Allah’ı görmenin hak olduğunu söyler. Bu konuda iki Kur’an ayeti şöyle diyor:

“İyi ve güzel davranışlarda bulunanlara en güzel mükâfat yani cennet ile daha da fazlası (olarak Allah’ın cemalini görmek) var.”(Yunus, 10/26)

“Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır / O’nu göreceklerdir.” (Kıyamet, 75/22-23)

Allah, mahlukların hiçbirisine benzemez. Zaman ve mekandan münezzehtir. Dolayısıyla Müslümanlar Allah’ı nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir. Yani Allah görülecektir. Bu görme nasıl olduğu anlaşılma­yan bir görmek olacaktır.

“Allah’ı göz ile görmek aklen caiz, naklen de sabittir. Mekan, cihet, karşılaşma, bitişme, mesafe tayini, ışık, benzetme, keyfiyyet ve ihata olmaksızın Allah görülür. Cenab-ı Hak mevcuttur. Mevcudun görülmesi de muhal değildir.” **

Hz. Muhammed’in (Sav), tüm peygamber efendilerimizin, sahabe-i kiramın, tüm evliyaların en büyük arzusu Allah’ın cemâlini görmektir. Tüm diri gönüller O’nu görmek isterler. Çünkü mahlukların tüm güzelliklerini yaratanın güzelliği tarif edilemez, anlatılamaz.

* Mektubat (Risale-i Nur)

** Ehl-i Sünnet İtikadı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Bedir Yayınevi, 1996, S.67

Follow @dostsozusitesi