Fosiller Analizi

fosiller analiz

“‘Geçiş fosili’ veya ‘ara fosil’ dendiğinde anlaşılması gereken şudur: Bulacağımız fosilin bazı karakterleri daha geride kaldığı iddia edilen eski ataya; bazı karakterlerinin de yeni evrimleştiği iddia edilen ve jeolojik yaş olarak daha genç olan gruba ait olmalıdır. Fakat hangi özelliklerinin eski ataya, hangi özelliklerin yeni gruba ne nispette benzeyeceği hususunda evrimcilerin herhangi bir fikri yoktur. 

Gelişme merdiveninin kaçıncı basamağına ait bir fosil bulunmalıdır? Bir canlı grubu nihaî şekline evrimleşmeden(!) önce, ya çok sayıda ara kademelerden geçmesi gerekecek; yahut kertenkele yumurtasından civciv çıkması gibi, hiç ara fosil meydana getirmeden çok süratli ve köklü bir değişiklik geçirmesi gerekecektir.

Klâsik Darwinci anlayışla evrimin yavaş sürdüğünü ve çok sayıda ara canlının meydana geldiğini kabul ettiğimiz takdirde, bir canlı grubundan diğerine geçinceye kadar değişik derecelerde evrimleşmiş türlere ait çeşitli organların ilk basit hâllerinden, en gelişmiş güçlü hâllerine kadar seriler hâlinde organların fosil materyalle desteklenmesi gerekir. Bir balığın yüzgecinin yavaş yavaş ayak olduğunu veya bir kertenkelenin bacağının yavaş yavaş kanada dönüştüğünü gösteren seri fosillerin bulunması gerekir ki, bunlar da henüz gösterilmemiştir (zaten gösterilemez).

Sadece bir ayak veya kanat için bu kadar çok geçiş fosillerine ihtiyaç varken, vücudun diğer organ ve sistemlerindeki değişiklikleri de hesaba kattığımızda, bulacağımız fosiller üzerinde birçok karakterin mozaik deseni şeklinde yerleşmiş olması gerekir. Evrimcilere göre bütün bu değişiklikler tabiî seleksiyon ve mutasyon neticesinde tesadüfen(!) ortaya çıkacağından, bulunacak herhangi bir geçiş fosili tam bir karakterler mozaiği olacaktır. Kuyruğu farklı bir gelişmişlik derecesinde, ön ayakları ayrı, arka ayakları ayrı, omurgası ayrı, kafatası ayrı gelişmişlik derecelerinde fosillerin bulunması gerekmektedir.

Tesadüfî değişmeler üzerine kurulan bu evrimci mantığı yürüttüğümüz takdirde her zaman bizim istediğimiz değişikliklerin olmayacağı da aşikârdır. Birkaç tesadüfî mutasyon art arda gelerek bacağı kanat hâline dönüştürüyorken, tam aksi yönde ortaya çıkan bir mutasyon bütün yapılanı ters-yüz edebilecektir. Ayrıca bu değişikliklerin her bakımdan mükemmel çalıştırılan bir canlı sistem üzerinde ortaya çıktığını unutmayalım. Tesadüfen oluşan bir değişiklikle daha mükemmel hâle gelmiş bir organın ortaya çıkması mantıken muhaldir (imkansız). Aksine, mükemmel bir sisteme yapılan rastgele müdahalelerin onu bozduğunu ve işe yaramaz hâle getirdiğini herkes bilmektedir.

Yarım veya çeyrek gelişmiş bir uzuv, hayvanın evrimleşmesi yerine, fonksiyonlarını hakkıyla yerine getiremediğinden ölümüne sebep olacaktır. Yukarıda zikredilen bacağın kanada dönüşmesi misâli yerine, hâdiseye daha hayatî olan kalb, böbrek, akciğer gibi iç organlar zaviyesinden bakıldığında problem iyice içinden çıkılmaz hâle gelecektir. Bu hususu izah için değişik hayvan grupları arasında geçiş olup olamayacağına ait bazı örnekler üzerinde fikir yürütebiliriz.

 

Kara hayatından su hayatına geçiş mümkün mü?

Kara hayatının kendine has şartları, tatlı su ve deniz hayatının ise çok daha farklı şartları vardır. Karada vücut su kaybetme ve kuruma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yüzden karada yaşayan hayvanların ya derileri su kaybına mâni olucu kuru ve sert keratin tabaka ile korunur veya hayvanlar kurumamak için, kara kurbağaları gibi, su kenarlarında nemli taş altlarında, oyuk ve kovuklarda gizlenmelidir. Kara hayvanları yer çekimine karşı hareket edebilmek için daha güçlü bacaklara sahip olmalıdır. Su hayatında, kuruma tehlikesi yoktur; fakat hayvanlar, vücutlarına tuz girmesi (deniz balıklarında) veya aşırı tuz kaybetme (tatlı su balıklarında) tehlikesine mârûzdurlar. Ayrıca suda yaşayan canlıların yüzme için gerekli hidrodinamik vücut ve yüzgeç şekillerinin de karadaki hayvanların bacak şekillerinden farklı olmaları gerekir. Halbuki sadece dış morfoloji açısından baktığımızda bile, deriye ait bezlerden, yüzgeç ve bacaklardaki farklı kaslanmalara kadar, iki farklı ortama ait özelliklerin her birinin, o ortamda yaşayan hayvanın bütün şartlarının dikkate alınarak yaratıldığını görüyoruz.

En küçük bir organa ait dokular bile DNA üzerindeki genetik kodla belirlenmiştir. Meydana gelebilecek bütün değişikliklerin önce bilgi plânında hayvanın ya zigotunda (döllenmiş yumurtasında), yahut sperm ve yumurtasında ayrı ayrı ortaya çıkması gerekir. Meselâ sadece vücut içi su ve tuz dengesi için bile, böbrek nefronlarının, karadakinden tam farklı bir yapıya kavuşabilmesi için, hayvanın bütün yapısından haberdâr olunmasını gerektiren çok geniş bir bilgi birikimi ve bu bilgiyi uygulayabilecek bir kudret gerekir. Bugünkü fizyoloji bilgimizle ancak anlayabildiğimiz bir özelliğin bütün genetik sistemi bozmadan ve diğer özelliklerle uyum içinde dönüşebilmesi için, evrimcilerin tek dayanağı tesadüfî mutasyonlardır. Sadece böbreklerin değişmesi için gerekli kaç tane isabetli ve kontrollü mutasyon gerekeceğini ise, hesaplamaktan aciziz. Çünkü böbreklerde oluşabilecek tesadüfî bir mutasyon böbreğin normal işleyişini bozarak, canlının hayatını tehlikeye sokar veya en hafifinden hiçbir işe yaramaz.

Halbuki sadece böbrek tüpçüklerinin değişmesi yeterli de değildir. Karadan suya geçişte gerekli olan solunum yollarının ve akciğerlerin yapısı, kalbin başta solunum organları ve beyin olmak üzere ilgili bütün organlara uygun damarlanma özellikleri, kasların her birinin uygun kemiklerdeki, en verimli olacak noktalara bağlanmaları gibi pek çok hassas hesapları gerektiren değişikliklerin de aynı anda gerçekleşmesi gerekmektedir. Zîrâ bir sisteme tesir edecek ve onu bir seviyeden başka bir seviyeye geçirecek bütün değişiklikler aynı anda olmazsa, sistem işleyişini sürdüremez. Bu durumda DNA üzerinde aynı anda gerçekleşmesi gereken yüzlerce isabetli mutasyondan söz edilmesi gerekir.

Karada yaşayan bir memeli hayvanın yavrusu başı önde doğar ve bu yavru bir müddet sonra da annesini emmeye başlar. Denizde yaşayan balina ve yunus gibi memelilerin yavruları ise, karada yaşayanların tam tersi bir şekilde dünyaya gelir. Bu yavruların önce kuyrukları ve vücutlarının arka kısmı, en son başları dışarı çıkar. Eğer bu yavrular karada yaşayan memelilerde olduğu gibi başları önde doğsaydı, henüz hiç nefes almamış yavru, su içinde nefes alamayacağından boğulacaktı. Karada annesini emen bir yavru ile, denizde emen bir yavrunun karşılaşacağı güçlükler farklıdır. Denizde annesini emmeye çalışan bir memeli hayvanın ağzına su dolmaması ve nefessiz kalıp ölmemesi için, burnunda özel kapakların gelişmesi, ağzının bir vantuz gibi yapışması gerekir. Karada yürümek için yapılmış ayakların su içinde yüzgeç hâline dönüşmesi için, kemiklerinde ve kaslarında ortaya çıkması gereken tesadüfî değişikliklerin nasıl yönlendirileceği hususunu zavallı hayvana yüklersek, çok büyük haksızlık etmiş olmaz mıyız? Şâyet bu kadar çok tesadüfî mutasyonun bir anda olabileceğini kabul ederseniz, kertenkele yumurtasından kuş çıkmasını veya ineğin fok balığı doğurduğunu kabul etmişsiniz demektir. Bu durumun çok fazla muhal olduğunu gören evrimciler, ister istemez bu geçişin kademeli olduğunu düşünmek zorunda kalmaktadırlar. Fakat bu durumda da her kademedeki geçiş canlısının hayatını sürdürebilmesi için eksik veya fazla organla değil, tam gerekli organlarla dünyaya gelmesi gerekir ki, bu canlıya da geçiş formu denemez. Bu durumda sistem içinde iki farklı modelin birbiriyle intibak ettirilmesi gibi çok güç bir problem ortaya çıkar.

Bütün bunlardan sonra karadan suya geçtiği iddia edilen balinanın karada yaşarken niçin canı denize geçmek istemiş, bunu da anlamak çok zordur. Çünkü zaten karada yaşıyorken bütün organlarının ve vücut şeklinin karaya uygun olması gerekirdi ve gerçekten bugün karada yaşayan hayvanlara dikkatle baktığımızda hiçbirinde eksik veya fazla bir organ görmüyoruz. Her hayvan sahip kılındığı organlarıyla, içinde yaratıldığı ortama en uygun tarzda yaşıyor. Şâyet herhangi bir mutasyonla bir organında değişiklik olsa, zavallı hayvan zaten ölecektir. Muhal farz, diyelim ki fil gibi bir kara hayvanında denizde yaşamaya uygun biçimde tesadüfen yüzgeçler gelişti. Bu yüzgeçler o hayvan için bir avantaj değil, tam aksine dezavantaj olacak ve daha yavru hâlindeyken, kaçamadığı için avcı hayvanlara yem olacaktır.

Bu kadar zahmete girip, kırk dereden su getirerek, evrimi ispatlamaya çalışanların ne kadar çürük ve esassız deliller peşinde koştuklarını birkaç misâl ile anlatmaya çalıştık. Bunun yerine kudreti ve ilmi sonsuz bir Rabbi Rahîm’in binlerce isminin tecellisi olarak kusursuz bir yaratılışı kabul etmek ne kadar kolay değil mi?”

 

 Prof.Dr. Arif SARSILMAZ (Sızıntı Dergisi) 

 

Follow @dostsozusitesi