Hayatın Anlamı Nedir? Biz Neden Varız? Neden, Niçin Yaşıyoruz?

hayatın anlamı nedir biz neden varız neden yaşıyoruz

 Neden Varız? Neden Yaşıyoruz? Niçin Yaşıyoruz? Ne yapmalıyız? sorularını insan kendisi çözebilir mi? 

Neden var olduğunu bilmeyen bir insan hayatın anlamını, kendini ve kainatı bilemez. İnsan, akıl sahibidir. Ancak insan aklı sınırlıdır. Akıl dünyadaki küçük meseleleri bile tam olarak anlayamaz. Zor bir matematik problemini pek çok insan çözemez.  İnsan, aklı ile bir yıldız böceğine benzer. Kendi küçük dünyasında bazı meseleleri çözebilir. Ancak hayatın anlamı gibi büyük bir meseleyi insan aklı tek başına, peygamberler olmadan, kavrayamaz. Öyle ise yıldız böceği hükmündeki o insan, bir Güneş’e dayanmak zorundadır. O Güneş ise mesajını cüz’i irade sahibi varlıklardan değil, külli irade sahibi olan, zerreleri ve yıldızları, zamanı ve mekanı, maddeyi ve ruhu yaratan, sonsuz hayata, sonsuz ilme, sonsuz kudrete sahip bir Zât’tan almalıdır.

Bize hayatın anlamını gösterebilecek olan ancak hayatı bize veren olabilir. Demek ki; insan, hayatı yaratan bir Zât’ın mesajını getiren rehberler, aydınlar, muallimler (öğretmenler) olan peygamberleri kabul etmek zorundadır. Yoksa kendi yıldız böceği hükmünde olan aklı ile karanlıklarda kalmaya mahkumdur. 

Peygamberler olmadan hayatın anlamı, insanın nereden geldiği, hayattaki görevinin ne olduğu, ne yapması gerektiği ve nereye gideceği gibi hayatî meseleler anlaşılamaz. 

Hayatın anlamı ve insanın hayata gelmesinin sebebi insanın kainatın sahibini tanıması, O’na iman edip, ibadet etmesi ve O’nun gösterdiği yolda, İslam yolunda, sırat-ı müstakîm, yaşamasıdır. İnsan, Allah’ın İsimlerini ve Sıfatlarını bilerek kainatı tanıyabilir. Kur’an’a tâbi olarak hayattaki vazifesini öğrenebilir. 

Neden İslam?

Allah’ın varlığı, peygamberliğin ve tek doğru dinin gerekliliği, Hz.Muhammed’in (Sav) peygamberliğinin delillerinden bir kısmı gösterilecektir.

1. Allah’ın varlığının mantıksal ispatlarından biri 

Yazının var olabilmesi için kâtip gerekir. Kâtibin yazıyı yazabilmesi için hayatı olmalıdır. Ve yazıyı yazabilecek bilgiye sahip olması için kâtibin ilmi olmalıdır. Hem kâtibin yazıyı yazmaya gücü yetmesi için kudretli olması da gerekir. Hem hangi yazıyı nerede yazıp yazmayacağına karar verebilmesi için iradesi de olmalıdır. Kainat anlamlı bir kitap gibidir. Ağaçlar bu kainat kitabının bir harfidir. Bir harf nasıl kâtipsiz var olamaz ise ağaçlar da bir Yaratıcı olmadan var olamazlar. Çünkü ağaçları yapan çekirdek olsa idi çekirdeğin irade, hayat, kudret ve ilim sahibi olma gibi birçok sıfatlara sahip olması gerekirdi.

Güneşin ağaç yapraklarında, meyvelerde, çiçeklerde, denizde, zeminde, camlarda, insan bedeninde ve bunlar gibi pek çok nesneler üzerinde ısı ve ışığı yansır. Eğer bu ısı ve ışığın Güneş’ten geldiği inkar edilirse o zaman nesneler içerisindeki her bir zerrenin ısı ve ışığa Güneş’e ihtiyaç duymadan, kendi kendisiyle sahip olduğunu, her bir zerrenin kendi içerisinde birer Güneş barındırdığını, her bir zerrenin Güneş’in yaptığı tüm vazifeleri yaptığını kabul etmek gerekir. Demek ki; kainat kitabında bulunan her şeyin Bir olan Allah tarafından yaratıldığı kabul edilmez ise tüm varlığın zerreler adedince kendi kendisi ile varlığa geldiğini, her bir zerrenin kainattaki tüm varlıkların özelliklerini, yapılarını bilebilecek ilme sahip olduğunu kabul etmek gerekir. Bu ise bütün zerrelere, atomlara, elementlere ilahlık vermek anlamına gelir. Çünkü her bir zerrenin kendi kendisinin sahibi olması için tüm kainatı bilmesi, tüm kainatı idare etmesi gerekir.

Mesela hücrelerin insanın tüm vücut sistemini, Güneş’i, havayı, tüm yiyecek ve içecekleri ve onların özelliklerini her şeyi ile bilmesi ve onların, tüm bu dış etkenlerin, hareketlerini kontrol etmesi, yani onlara tam anlamıyla hakim olması gerekir. Eğer onları tam olarak bilemez, onları göremez, onlara hakim olamaz, onları idare edemez ise kendi varlığını da devam ettiremez ve hiçbir şey yapamaz.

 

2. Peygamberliğin ve tek doğru dinin, İslam, gerekliliği

Kainattaki varlıklar vazifelerini kusursuzca yerine getirirler. Bilinci, şuuru olmayan Güneş ve yıldızlar her an belli bir düzende hareket eder; aciz olan, aklı olmayan, merhamet duygusu olmayan Güneş ihtiyaç sahibi varlıklara ısı ve ışık verir; bilinci olmayan, küçük, zayıf arılar faydalı ve lezzetli olan bal hediyelerini üretir; aklı, şuuru, ilmi olmayan inekler kanlar arasından bembeyaz çıkan ve çeşitli faydalar içeren süt hazinelerini çıkarırlar. Akılsız, kudretsiz, ilimsiz bulutlar canlıları ferahlandıracak ve toprağı canlandıracak yağmur damlalarını sunarlar. Eğer sonsuz ilim, sonsuz kudret sahibi bir Zât bu varlıklara görevlerini bildirmese bu akılsız, ilimsiz, iradesiz, kudretsiz varlıklar bu mükemmel işleri yapamazlar. Demek ki; Allah bu cansız varlıklara, hayvanlara, bitkilere görevlerini bildiriyor, onlara ilham ediyor.

“Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.” 16/68

Peki bir arıya, bir Güneş’e, bir ağaca ilham edip onlara görevlerini öğreten Allah’ın; akıl sahibi, irade sahibi olan insana hayattaki görevini öğretmemesi mümkün olabilir mi? 

Arıya ilham eden Allah; peygamberlere de vahiy göndermiştir.

Kainattaki varlıklar Allah’ın emri ile çalışırlar, O’na itaat ederler. Allah’ın hükmüne karşı gelinemez. Hükmüne karşı gelinemeyen sonsuz izzet sahibi bir Zât insanı da başıboş bırakmaz ve insanlara yaptıkları kötü işlerin kötülüğünü bildirerek onları uyarır. Demek oluyor ki Allah; kutsal kitaplar ve peygamberler aracılığıyla insanlara yapılan işlerin iyi veya kötü olduğunu bildiriyor, kullarını kötü işler yapmamaları konusunda uyarıyor.

Tüm kainat hikmetli, sanatlı bir şekilde yaratılmış bir kitap gibidir. Bu kainat kitabının anlamlarını ders verecek muallimler (öğretmenler), liderler, rehberler, aydınlatıcı zâtlar ise peygamberlerdir.

Allah, kainatta yarattığı güzel eserler ile kendisini tanıttırır ve nimetler ihsan ederek kendisini mahluklarına sevdirir. Bunun karşılığında ise kulların kulluk görevlerinin neler olduğunu elçileri vasıtasıyla akıl sahiplerine bildirir.

Allah bu dünyayı bir imtihan yurdu yapmıştır. Ve kendisini peygamberler vasıtasıyla kullarına tanıtmayı dilemiştir. Peygamberlerin insan olması onların peygamberliğine zarar vermez. Eğer Allah, herkesin inanmak zorunda kalacağı bir şekilde peygamber gönderseydi o zaman imtihan sırrı bozulurdu.

- Peygamberlerin davaları tüm davaların üstündedir. Allah’a ortak koşan insanlar arasında Allah’ın birliğini ilan etmişler, halkı Allah’ın birliğine çağırmışlardır.

- İnsanlara hayatlarının anlamını ve dünyadaki vazifelerini Allah’tan gelen vahiy ile, yani mutlak doğru bir bilgi ile göstermişlerdir. 

- Binlerce insan onların mucizelerine şahit olmuştur.

- Peygamberler güzel ahlâk sahibidirler ve insanlara güzel ahlâkı öğretmişlerdir.

 

3. Hz.Muhammed’in (Sav) Peygamberliğinin Delilleri

Kur’an Delili (Risale-i Nur’da 25. Söz kısmında ayrıntılı açıklamalar vardır)

- Okuma yazma bilmemesine rağmen anlamı ve belagatı eşsiz, mükemmel olan Kur’an ayetlerini okumuştur.

- Kur’an-ı Kerîm’in bahsettiği hakikatler çok büyüktür, çok derindir. Ayrıca belagatı eşsizdir. Kur’an’ın belagatı edebiyatın meşhur olduğu bir toplumda müşriklerin bile kabul etmesiyle hiçbir insan sözüne benzemez.

- Kur’an gaybten haber vermiş ve bu haberler gelecekte meydana gelmiştir.

- Kur’an’daki tarihsel bilgilerde hiçbir çelişki bulunmamaktadır.

- Kur’an’daki bilgiler bilimsel gelişmeler ile de tasdik edilmiştir. (Örneğin bebeğin anne rahmindeki oluşum aşamaları Kur’an’da Müminun Suresi’nin 13 ve 14.ayetlerinde anlatılır. Bu aşamalar mikroskobik incelemeler sonucunda anlaşılmış ve Kur’an’ın doğruluğu bir kere daha tasdik edilmiştir.)

- Kur’an milyonlarca insan tarafından ezberlenmiştir. Kur’an, bir cahil insanın anlayabileceği kadar açık, en bilgili, en zeki insanın anlayamayacağı kadar derin bilgiler içerir ve bunun gibi pek çok delil gösterir ki; Kur’an bir insan eseri olamaz.

Ahlakı, Davası, Dersleri, Etkisi

Hz. Muhammed (Sav) diğer peygamberler gibi Allah’ın birliğini ilan etmiştir.

Düşmanları tarafından bile onun güzel ahlaklı olduğu tasdik edilmiştir.

Müşrikler Peygamber Efendimiz’e (Sav) “Muhammed-ül Emin (Güvenilir Muhammed) demişlerdi. Onun hiçbir zaman yalan söylemediğini ve hiçbir zaman emanete hıyanet etmediğini biliyorlardı. Bu sebeple ona düşman oldukları halde kendi mallarını ona emanet ediyorlardı. Mesela hicret esnasında Peygamber Efendimiz (Sav) kendisinde bulunan emanetleri sahiplerine teslim etmesi için Hz.Ali’yi görevlendirmişti.

Hem müşrikler Kur’an ayetleri karşısında Peygamber Efendimizi (Sav) yalancılıkla suçlamamışlardı. Onlar Peygamber Efendimiz’in sihir yaptığını iddia ettiler.  Çünkü biliyorlardı ki; o yalan söylemezdi.

Peki kendisinin peygamberliğine inanmayan insanlara bile yalan söylemeyen, ümmetini yalan söz söylemekten şiddetle sakındıran bir Zât,  yalanların en büyüğü olan “Allah’a karşı yalan söyleme, Allah’a iftira etme” suçunu işleyebilir mi? Bütün insanlara karşı doğru davranan bir zât, Allah’a iftira edebilir mi? 

- Onun dersini alan ve ona tâbi olan müslümanlar eski kötü inanç ve alışkanlıklarını bırakmışlar ve kazandıkları güzel ahlakı ve İslam dininin getirdiği medeniyeti diğer toplumlardaki insanlara ulaştırmışlardır.

- Binlerce şahitlerin ittifakı ile Hz.Muhammed’in (Sav) mucizeleri görülmüştür.

- Tevrat, İncil ve Zebur’da onun dünyaya geleceği haber verilmiştir. (Kutsal kitaplarda ondan (Sav) bahseden 100′den fazla işaret bulunmuştur.)

- Büyük dinler, büyük devletler, kavmi, kabilesi, amcası ona düşman olduğu halde onun inancına, yakînine şüphe gelmemiş, İslamiyet kısa bir sürede dünyaya yayılmıştır.

- Onun yolundan gitmiş, ondan ders almış Müslüman bilim adamları modern bilime katkı sağlayan bilimsel çalışmalar yapmışlar, bilimsel keşifler gerçekleştirmişlerdir. Ve Ebu Hanife, İmam Şafii, Bayezid-i Bistamî, Şâh-ı Geylanî, Mevlana Celaleddin Rumî, Şâh-ı Nakşibend, İmam Gazalî, İmam Rabbanî gibi milyonlarca evliyanın güzel ahlâkları, sözleri, dersleri ve yetiştirdiği talebeleri Hz.Muhammed’in (Sav) ilminin, ahlakının ve etkisinin büyüklüğünü gösterir.

Follow @dostsozusitesi