İspat Karşısında İnkar ve Şüphenin Konumu Nedir?

sorular ve cevaplar

Gece vakti Güneşi görmeyen biri “Burada Güneşi görmüyorum.” dese o kişi bulunduğu yerde Güneş’i görmediğini açıklamış olur. Ve bu doğru bir açıklamadır. Ama eğer o kişi: “Güneşi burada görmüyorum ve Güneş başka yerde de görülmez.” veya “Güneş’i görmüyorum ve Güneş diye bir şey de yoktur.” dese o zaman ispatlaması gereken bir iddiada bulunmuş demektir. Eğer “Güneş başka yerde de görülmez” derse o zaman bu dediğini ispatlaması için bütün mekanları dolaşması gerekir. Çünkü o, bulunduğu mekanda Güneş’i görmemiştir. Ama bu, Güneş’in hiçbir yerde görülmediği anlamına gelmez. Eğer “Güneş diye bir şey yoktur” derse o zaman bütün zamanlara ve mekanlara gidip hiçbir yerde Güneş’in olmadığını göstermesi gerekir.

Yine mesela biri, yaşadığı yerde hayatı boyunca hiç yağmur görmese ve birisi ona dese: “Yağmur diye bir şey var. Gökten su geliyor.” Hiç yağmur görmeyen biri de şöyle cevap verse: “Ben hiç böyle bir şey görmedim.” Bunu söyleyen kişi doğru söylemiştir. Gerçekten de hayatı boyunca hiç gökten su indiğini görmemiştir. Ama eğer aynı kişi dese: “Gökten su gelmez. Yağmur diye bir şey yoktur.” O zaman bu dediğini ispatlaması için bütün zamanları ve mekanları dolaşıp yağmurun hiçbir şekilde var olmadığını göstermesi gerekir. İşte aynen bu şekilde birisi dese ki: “Ben Allah’ı görmüyorum.” Doğru söylemiştir. Bu dünya gözü ile Allah’ı kimse göremez. Ama eğer kişi Allah’ın varlığını inkar etse bu inkarın bir kıymeti yoktur. Çünkü bu dünyada görmemek, olmamaya delil olamaz. Ruh da görünmez, hafıza da görünmez, duygular da görünmez. Onların görünmemesi onların olmadığı anlamına gelmez. Dolayısıyla böyle bir inkarın kıymeti yoktur.

Yine birisi ölümden sonra dirilmenin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini söylese bütün zamanlara ve mekanlara gidip böyle bir durumun olmayacağını ispatlaması gerekir. Demek ki kainatın yaratıcısını inkar etmenin, imanın şartlarını, mesela peygamberliği, ahiret hayatını inkar etmenin hiçbir kıymeti yoktur. “Azamet ve kibriya ve nihayetsizlik noktasında, ya gaflete veya mâsiyete veya maddiyata dalmak sebebiyle darlaşan akıllar, azametli meseleleri ihata edemediklerinden, bir gurur-u ilmî ile inkâra saparlar ve nefyederler. Evet, o mânen sıkışmış ve kurumuş akıllarına ve bozulmuş ve mâneviyatta ölmüş olan kalblerine, çok geniş ve derin ve ihatalı olan imanî mes’eleleri sığıştıramadıklarından, kendilerini küfre ve dalâlete atarlar, boğulurlar. Eğer dikkatle kendi küfürlerinin iç yüzüne ve dalâletlerinin mâhiyetine bakabilseler, görecekler ki, imanda bulunan mâkul ve lâyık ve lâzım olan azamete karşı, yüz derece muhâl ve imkânsızlık ve imtinâ o küfrün altında ve içindedir. Risale-i Nur yüzer mizan ve muvazenelerle bu hakikatı iki kere iki dört eder derecesinde kat’î ispat etmiş. Meselâ, Cenâb-ı Hakkın vücub-u vücûdunu ve ezeliyetini ve ihatalı sıfatlarını azametleri için kabul edemeyen adam, ya hadsiz mevcudata, belki nihayetsiz zerrelere, o vücub-u vücudu ve ezeliyetini ve ulûhiyet sıfatlarını vermekle küfrünü itikad edebilir. Veyahut ahmak sofestâîler gibi, hem kendini, hem kâinatın vücudunu inkâr ve nefyetmekle akıldan istifa etmelidir.” *

Eğer birisi dese ki “Ben X diye bir varlığın (hayali varlık olsun) var olduğunu iddia ediyorum. Bu iddiamı çürütebilir misin?” Eğer bu söz Allah’ın var olduğunu iddia eden kişiye söylenmişse o şöyle der: “Bu X dediğin varlık senin iddiandır. Bizim böyle bir iddiamız yoktur. Sen bu iddianı ispatlayabilirsen ispatla. İspatlarsan biz de inanırız. Bizim iddiamız Allah’ın var ve bir olduğu, peygamberliğin gerekliliği, ahiretin varlığı gibi imani meselelerdir ve biz bu iddiamızı bir çok deliller ile ispatlarız.”

Eğer bir mesele ispat edilirse o zaman bu meseleyi inkar edenlerin ve şüphe duyanların sayısı ne kadar fazla olsa da o inkarın ve şüphenin bir ehemmiyeti yoktur. Allah’ın varlığını, birliğini, Kur’an’ın Allah kelâmı olduğunu ispat etmenin sonucunda inkar ve şüphe ortadan kalkar. İnkar edenlerin inkarını, şüphe edenlerin şüphesini devam ettirmesi sonucu değiştirmez.  Allah’ın varlığı o kadar açıktır ki; Allah’ın varlığını ispatlamak çok kolaydır. Hiç okuma yazma bilmeyen, üstün zekalı olmayan bir insan kolayca Allah’ın varlığını ispat edebilir. O üstün zekalı olmayan insanın sadece âciz bir ineğin süt vermesine bakıp da “Allah ne güzel yaratmış” demesi de, Risale-i Nur’da geçen “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki; nihayet derecede muntazam şu memleket Hâkim’siz olur?” sözü de, bir bilim adamının Termodinamiğin İkinci Kanunu’na bakarak maddenin ezelî olamayacağını ispat etmesi ve maddeyi yaratan ezelî olan bir Yaratıcı’nın varlığının gerekliliğini bilimsel deliller ile kanıtlaması da, Kambriyen Patlaması hadisesi ile canlıların aniden yaratıldığının bilimsel yoldan ispat edilmesi de Allah’ın varlığını kanıtlar. Bu gerçeğe ve ispata rağmen inkar ve şüphe etmenin hiçbir ehemmiyeti yoktur.

“Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.” * * “İslamiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.“ ***

* Yedinci Şua (Risale-i Nur)

** Mektubat (Risale-i Nur)

*** Tarihçe-i Hayat (Risale-i Nur)

Follow @dostsozusitesi