İyilik Yapmak – Cennete Gitmek İçin İyilik Yapılır Mı?

iyilik yapmak - secde - cennete gitmek için iyilik yapılır mı

Bazı insanlar maddi menfaat sağlamak için iyilik yapabilirler. Buradaki maddi menfaat sadece parasal kazancı değil; aynı zamanda makam, mevki, şan, şöhret, kendini iyi hissetme, gururlanma gibi durumları da kapsar. Bazı insanlar da herhangi bir maddi çıkar düşünmeden Allah’ın insana verdiği sevgi, merhamet duygusunu kullanarak iyilik yapabilirler. Mesela bir insan merhamet ederek bir fakir çocuğun ihtiyaçlarını karşılayabilir. Başka biri de annesini sevdiği için ve onu mutlu etmek için ona güzel söz söyleyebilir.

Peki iyilik neden yapılır? Kişi kendisi için mi iyilik yapmalıdır? Başkaları için mi iyilik yapmalıdır? Ya da… 

Kendisi için, yani kendi menfaati için, gerek makam, mevki, gerekse kendini başkalarına beğendirme veya kendisini kendisine beğendirme amaçlı yapılan iyi fiillerin içi boştur. Kişi belki amacına ulaşır ancak neticede az bir zevkten başka bir şey elde etmez. Hem insana iyilik yapma isteği bu gibi bencilce sebepler için verilmemiştir.

Kişisel menfaatler ve kötü niyetler taşımadan başkaları için iyilik yapmak, başkalarına yardım etmek güzeldir. Mesela insan sadece “içinden geldiği için” bir fakir çocuğa yardım eder ise güzel bir fiil yapmış olur. Ancak iyiliğin asıl yapılma gayesi “içinden geldiği için yapmak” değildir. “İçinden geldiği için yapmak”, “kendisini sevdiği için kendisine iyilik yapmak veya başkalarını sevdiği için başkalarına iyilik yapmak” iyiliğin asıl yapılma gayesi olmamalıdır. Neden? Çünkü iyilik kişinin kendisi için veya başkaları için değil, iyiliği yaratan için yapılmalıdır.

Kainattaki bilinçsiz, şuursuz, akılsız, iradesiz, kudretsiz, sınırlı bilinci, sınırlı iradesi olan varlıkları yoktan var eden bir Zât, insanı yok iken var etmiş, ona sayısız nimetler vermiştir. Aciz bir insan bize iyilik yaptığında ona karşı sevgi besler ve biz de ona herhangi bir karşılık beklemeden, içimizden gelerek iyilik yaparak karşılık vermek isteriz. Oysa ki; Allah bizi yoktan yarattı ve sahip olduğumuz tüm güzellikleri bize verdi. Padişahın hediyesini getiren aciz bir adamı sevip, ona iyilikte bulunup, ona teşekkür edip de Padişah’ı düşünmemek, hediye sahibi olan Padişah’a teşekkür etmemek nasıl bir çelişki ise bize yardım eden, bize iyiliklerde bulunan insanlara teşekkür edip de o iyiliklerin Yaratıcısına teşekkür etmemek çok daha büyük bir çelişkidir.

İnsanın yaratılışının sebebi insanı ve kainatı yoktan var eden Zât’ı tanımak, O’na iman edip, O’nun verdiği nimetlere karşılık şükrederek O’na ibadet etmek, kullukta bulunmaktır. İnsan kendisi için değil, başkaları için değil, Allah için iyilikte bulunmalıdır. Dolayısıyla iyilikler ve ibadetler dünyevi menfaat sağlamak için, gösteriş için yapılmaz. Aynı şekilde ibadetler ve iyilikler evliyalık gibi büyük manevi derecelere ulaşma, Allah’ın rızasını göz ardı ederek sadece cennete girme, sadece cennet nimetlerinden faydalanma ve sadece cehennem azabından kurtulma gibi sebepler için de yapılmamalıdır.

Yani kişi haşa “Ben Allah rızası nedir bilmem. Allah bu yaptığım iyilik ve ibadetlerin karşılığında beni cennetine koysun. Ben bu iyilik ve ibadetleri sadece cennete girmek için yapıyorum” dese çok büyük bir nankörlükte bulunmuş bir zavallı, bir cahil, kendi kendisini kandırmış bir ahmak olur. Oysa ki; ibadetler ve hayırlar Allah’ın bir göz nimetini bile karşılayamaz. Ancak yine de insana düşen kendisini yoktan yaratan ve tüm nimetleri ihsan eden Allah’a şükür etme görevini yapmasıdır. Bu yüzden de insan Allah’a ibadet etmek zorundadır.

Ancak bir Müslüman her zaman yaptığı fiilin Allah rızası için olduğunu düşünmeyebilir. Onun imanı, dolaylı olarak Allah’ın rızasını gözetmeyi üstlenmiştir. Bu yüzden gösteriş, riyakarlık gibi Allah’ın rızasına aykırı olan niyetler olmaz ise Müslümanların yaptıkları iyi ameller Allah’ın rızasını kazanma vesilesi olurlar. Ancak açık bir şekilde Allah rızasını dışlayan bir niyet, bir düşünce söz konusu olursa bunun bir değeri yoktur, bilakis cezası vardır.

Demek oluyor ki; insan yaptığı her işte Allah rızasını esas tutmalıdır. Bediüzzaman Said Nursi’nin şu sözlerine bakalım: “Amelinizde rıza-yı ilâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.”  

“Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına, bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur.” **

Bediüzzaman Said Nursi Allah rızasını gözeterek Kur’an’a hizmet etmiştir. O cenneti değil, cenneti vereni sevmiş, cenneti değil, cenneti yaratanı istemiş, cehennemden değil cehennemi yaratandan korkmuştur. Bediüzzaman Said NursiAbdülkadir Geylani, Bayezid-i Bistami, Mevlana, Yunus Emre gibi evliyaların arzuları cennet değil, Allah olmuştur. Onlar amellerini cennet için değil, Allah rızası için yapmışlardır. Çünkü onlar Allah’ı çok sevmiştir. İyilikleri ve ibadetleri de Sevgili için yapmışlardır. Onlar Allah’ı sevdikleri için O’na itaat etmişlerdir. Rabiatü’l Adeviyye’nin söylediği gibi: “Eğer Allah’ı sevdiğini iddia ediyorsan O’na itaat edeceksin. Çünkü seven sevdiğine itaat eder.” 

Sonuç olarak; cennete girmek için iyilik yapılmaz. Allah rızası için iyilik yapılır. Cennet, Allah’ın kulundan razı olduğunun bir göstergesi olduğu için istenebilir ancak esas gaye cennet değil, Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. 

 

* Lem’alar (Risale-i Nur)

** Tarihçe-i Hayat (Risale-i Nur)

Follow @dostsozusitesi