Allah Her Şeyi Yaratan, Yaşatan ve Gözetendir

kainat Allahı anlatıyor

Allah kainattaki her şeyi yaratan, tüm mahlukları yaşatan ve tüm mahlukları gözetendir. Kainat kitabı Allah’ın varlığının ispatıdır.

Göklere baktığımızda görürüz ki; içinde yaşadığımız gezegenden çok daha büyük kütlelere sahip olan gök cisimleri intizamlı bir şekilde, birbirlerine çarpmadan, beraberce, belli bir düzen içerisinde ve büyük bir hız ile uzay okyanusunda yüzmektedir. Bu gök cisimlerini tutan direkler yoktur. Belirli bir yörüngede giden bu maddelerin hayatları, ilimleri, kudretleri yoktur. Fiziki olarak baktığımızda görürüz ki; bunlar maddelerden ibarettirler. Peki nasıl oluyor da bu hayatsız, bu ilimsiz, bu kudretsiz maddeler böyle büyük bir intizam ile adeta büyük bir ordunun askerleri gibi varlıklarını sürdürüyorlar?

Güneş‘e bakalım. Kocaman bir ateş topu olan Güneş, bir soba gibi Dünya’yı ısıtıyor, bir lamba gibi ışığını ulaştırıyor. Hem de Dünya’yı ısıtırken odun, kömür gibi vasıtalara ihtiyaç duymuyor. Peki o zaman ısı kaynağını nereden alıyor? Ya ışık kaynağını nereden alıyor? Güneş’in bu mükemmel işleri yapabilecek hayatı yoktur, ilmi yoktur, kudreti yoktur, bilinci yoktur. Dolayısıyla diğer varlıklar gibi Güneş de milyarlarca yıl geçse bile hiçbir şeyi yoktan var edemez. Ve tesadüf eseri meydana gelemez.

Havadaki zerreler canlıların nefes almasına vesile oluyorlar ve seslerin bir yerden başka bir yere iletilmesini sağlıyorlar. Televizyon, bilgisayar, telefon gibi teknolojik araçların çalışmasına vesile olan hava zerrelerinin bu sanatlı işleri yapabilecek hayatları, ilimleri, kudretleri var mıdır? Bizi tanırlar mı? Bize merhamet ederler mi?

Bulutlara bakarız. Bazen görünmezler. Bazen dağınıktırlar. Bazen de toplanırlar. Çarpıştıklarında yağmur damlaları çıkartırlar. Hayatı, ilmi, kudreti, merhameti, duygusu olmayan bulutlar bizi tanımaz, bize acımaz, bize merhamet etmez. Ancak bu aciz, şuursuz bulutlar yaptıkları icraatlar ile ölü toprağı canlandırır ve bunun gibi pek çok hikmetli işleri yaparlar. Demek ki; diğer varlıklar gibi bulutları da hikmetli vazifelerle çalıştıran sonsuz hayat, kudret, ilim sahibi bir Zât vardır.

Yağmur damlaları birleşip büyük kütleler haline gelerek yeryüzüne zarar verecek derecede yere inmezler. Bunun yerine yumuşak bir şekilde, belli bir intizamla yere inerler ve şiddetli esen rüzgarlar onların intizamlarını bozmaz. Fiziki olarak baktığımızda bu damlalar hidrojen ve oksijenden ibarettirler. Hayatları, ilimleri, kudretleri, şuurları yoktur. Ancak yeryüzündeki toprağa ve canlılara faydaları çoktur.

Denizler Dünya’nın dörtte üçünü kaplarlar ve Dünya’nın dönmesi sebebiyle onlar da süratli bir şekilde dönerler. Ancak bu süratli dönme sırasında kontrolden çıkmazlar, düzenlerini bozmazlar. Ve içlerinde binlerce farklı canlıları barındırırlar. Nasıl oluyor da hayatsız, şuursuz, kudretsiz denizler bu mükemmel icraatları yapabiliyorlar?

Dağlar yeryüzünün direkleri olarak yeryüzünün sağlam kalmasına ve yeryüzünün depremlerden korunmasına vesile oluyorlar. Kur’ân’ın “Yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kıldık.” (Nebe 6,7) ayeti de bu hakikati gösteriyor. Ve o dağların içlerinden, içeceğimiz olan sular, çeşitli amaçlar için kullanılan madenler, sağlığımız için yararlı olan ilaçlar çıkıyor. Şuursuz, bilinçsiz dağlar bu hazinelerini bizi düşündüğü, bize merhamet ettiği için mi barındırıyor?

Bitkiler, meyveler, sebzeler farklı farklı biçimlere, farklı farklı renklere, farklı farklı tatlara sahiptirler. Bir tohumdan bir ağaç meydana gelir ve o ağaçtan bir çok dallar, yapraklar, meyveler çıkar. Sonra o meyvelerden canlılar faydalanırlar ve faydalandıklarında çeşitli lezzetler tadarlar ve vücutlarına çeşitli vitaminler alırlar. Hem o çiçeklerin, bitkilerin, meyvelerin sayıları çok fazla olmasına rağmen çok kısa sürede, kolayca varlığa gelirler. Bu bitkilerin, meyvelerin, sebzelerin, çiçeklerin, ağaçların bu mükemmel işleri yapacak kudretleri, şuurları, bilinçleri yoktur. Demek ki; onları kolayca, şaşırmadan ve belli hikmetlerle yaratan sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Zât vardır.

Hayvanlar yumurtalardan çıkıyorlar. Ruh sahibi olan, hayat sahibi olan, belli özellikleri, yapıları, biçimleri, suretleri, renkleri olan bu varlıklar hikmetli icraatlarda bulunuyorlar. İnek, koyun adeta birer süt fabrikası, arılar bal fabrikasıdır. Bu varlıkların çok sayıda, çok farklı yerlerde, çok farklı şekillerde, suretlerde çok kolaylıkla ve muntazam bir şekilde varlığa gelmeleri şuursuz tesadüfe havale edilemez. Demek ki; tüm bu icraatları yapan sonsuz hayat, sonsuz kudret, sonsuz ilim sahibi bir Zât vardır.

Ve insan… Akıl sahibi, kalp sahibi, irade sahibi insan aslında çok zayıf, çok acizdir. Şuuru sınırlı, hafızası sınırlı, kudreti sınırlı olan insan yemek yer ancak yiyecek parçalarını onun vücut sistemi öğütür. Bu süreçte insanın yaptığı sadece o yemeği ağzına atması ve çiğnemesi olmuştur. Geçmişi bir döl, geleceği ise bir leş olan insan acizdir ancak çok büyük vazifeleri gerçekleştirebilir.  Demek ki; bu aciz varlığa bu aklı, bu şuuru, bu hafızayı, bu kalbi, bu iradeyi veren sonsuz kudret sahibi bir Zât vardır.

 

Ayet’ül Kübra Risalesi’nden yararlanılmıştır.

Kainat Yolcusu (Kısa Film) : Müzik Eşliğinde Bir Kainat Gösterisi

Follow @dostsozusitesi