Neml Suresi 40.Ayet Meali ve Tefsiri

Diyanet İşleri:

Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.””

Açıklama:

Bugün ilim adamları ışınlamalardan söz ediyorlar. Bugünkü teknolojiyle, en uzak yerlerden seslerin ve suretlerin nakli bir anda yapılmaktadır. Bilgisayar vasıtasıyla saniyeler içinde karşılıklı haberleşmeler sağlanmaktadır. Fakslar ile bir nesnenin/bir yazının aynısına yakın bir benzerlikle saniyeler içinde en uzak yerlere ulaşılmaktadır. Savaş teknolojileri içerisinde çeşitli nükleer ve konvansiyonel mermilerin, bombaların bir kaç saniye içerisinde en uzak hedefine varması gözle görülen bir gerçektir. Bu gün, Ay’a ve daha uzak yerlere ve diğer bazı gök cisimlerine -çok kısa sayılan bir zaman diliminde- varan uzay araçlarını görmezlikten gelenlerle konuşmak bile abes sayılabilir.

On beş asır önce, Kur’an’da sözü edilen SEBE kraliçesinin tahtının Hz. Süleyman’ın yanına ulaşması bir mucizedir. Mucizeler de zaten böyle harikulade olurlar. Bu bir mucize olmakla beraber, Kur’an’da bunun ilmî bir verinin sonucu olarak takdim edilmesi, ayrı bir özelliğe sahiptir ve ilim adamları için pek manidardır.

(Sorularla İslamiyet)

 

Elmalılı Tefsiri:

Bir saniyede binlerce kilometrelik sürat zamanımız teknolojisinin düşünmeye alışık olduğu konulardandır. Önemli olan nokta, ancak bu hareketi yapmak için tatbik olunacak kuvveti ve fenni bilmekten ibarettir. Bir yıldırımda, bir elektrikte, bir telgrafta görülen bu sürat bir cisimde de görüle bilir. Yakından tesir gösterdiğini gördüğümüz iradenin bir telsiz gibi uzakta da etkili olabildiğini gösteren misaller de yok değildir.

Bir çekim kanunu ile gökyüzü cisimlerinin fezada uçuştuğu, bir irade ile organların vucutta oynadığı gibi, bir irade ile uzaktaki bir cismin boşlukta uçup yer değiştirmesi de kitabda, Levh-i mahfuz’da belli ve mevcut olan bir ilimdendir.

Yanında kitaptan ilmi olan kimse ben sana onu, gözünü açıp kapamadan getiririm, dedi. Bu kişinin kim olduğu hakkında değişik sözler vardır. İbnü Mes’ud’a göre: Hızır (a.s)dır. İbnü Abbas’ın meşhur görüşüne göre, Süleyman (a.s)ın veziri Asaf b. Berhıya’dır ki, sıddık (dosdoğru) idi. Dua edildiğinde Allah’ın mutlak kabul edeceği ism-i azamı bilirdi. Hz. Süleyman’ın bir mucizesi olarak veziri böyle bir keramet göstermiştir. Fahreddin Razi, bu kişinin Süleyman (a.s)’ın kendisi olmasını birçok yönden daha uygun bulmuştur. Bu cümleden olarak, mevsûlün, sıla ile bilinene işaret olması kaidesine göre burada Kur’ân’ın âyetleri iyi düşünüldüğünde “Yanında kitaptan bir ilim” olmakla bilinen kimse ancak Süleyman (a.s)dır. Çünkü yukarda “Andolsun ki biz Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik.” (27/15) “Süleyman, Davud’a varis oldu ve (Süleyman) Ey İnsanlar! Bize kuş dili öğretildi, dedi.” (27/16) buyurulmuştu, ancak bu şekilde “Onu ben getiririm” sözü İfrit’edir. Süleyman, İfrit’e karşı söylemiştir diye zamir ile zikredilecek yerde işin büyüklüğünü anlatmak için mevsul getirilmiş ve bununla yukarda zikredilen ilimden bir örnek gösterilmiştir.

Bununla beraber çoğunluk bu kişinin Süleyman (a.s)ın kendisi değil, adamlarından birisi olmasını ifadenin gelişine daha uygun bulmuşlardır. Muhyiddin-i Arabî “Füssûs” isimli eserinde “Bu Süleyman (a.s)’ın ashabından birisi eliyle olmuştur ki,orada bulunanların nefislerinden Süleyman (a.s)’ın şanı için daha yükseltici olsun.” demiştir. Gerçekten adamlarından böyle kerametin meydana gelmesi kendisinin daha yüksek oluşuna işaret demektir. Ve bu ilmin, ona verilen ilimden olduğunu anlatır. Bu taht ne kadar uzaklıktan getirildi? Yukarda Hüdhüd kıssasında San’â’ya kadar varıldığına dair bir rivayet geçmişti. San’â’dan ise Sebe’ üç günlük uzaklıktadır, deniliyor. Bazıları da, bu sırada Süleyman (a.s) San’â’dan dönmüş, Şam toprağında bulunuyordu, demişlerdir. Bu takdirde iki aylık uzaklık demektir. Bu kadar uzaklıktan bir taht göz kırpıncaya kadar nasıl gelir? Şüphe yok ki bu, basit bir olay değil, bir keramet ve mucize olmak üzere söz konusudur.

 

Risale-i Nur Tefsiri:

Uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sureten ihzar etmek mümkündür. Hem vakidir ki, risaletiyle beraber saltanatla müşerref olan Hazreti Süleyman Aleyhisselâm, hem mâsumiyetine, hem de adaletine medar olmak için pek geniş olan aktâr-ı memleketine bizzat zahmetsiz muttali olmak ve raiyetinin ahvâlini görmek ve dertlerini işitmek, bir mu’cize suretinde Cenâb-ı Hak ihsan etmiştir.

Demek Cenâb-ı Hakka itimat edip Süleyman Aleyhisselâmın lisan-ı ismetiyle istediği gibi, o da lisan-ı istidadıyla Cenâb-ı Haktan istese ve kavânîn-i âdetine ve inâyetine tevfik-i hareket etse, ona dünya bir şehir hükmüne geçebilir. Demek taht-ı Belkıs Yemen’de iken, Şam’da aynıyla veyahut suretiyle hazır olmuştur, görülmüştür. Elbette taht etrafındaki adamların suretleriyle beraber sesleri de işitilmiştir.

İşte, uzak mesafede celb-i surete ve savta haşmetli bir surette işaret ediyor ve mânen diyor: Ey ehl-i saltanatAdalet-i tamme yapmak isterseniz, Süleymanvâri, rû-yi zemini etrafıyla görmeye ve anlamaya çalışınız. Çünkü, bir hâkim-i adaletpîşe, bir padişah-ı raiyetperver, aktâr-ı memleketine her istediği vakimuttali olmak derecesine çıkmakla mes’uliyet-i mâneviyeden kurtulur veya tam adalet yapabilir.

Cenâb-ı Hak şu âyetin lisan-ı remziyle, mânen diyor ki: “Ey benî Âdem! Madem bir abdime geniş bir mülk ve o geniş mülkünde adalet-i tamme yapmak için ahval ve vukuat-ı zemine bizzat ıttıla veriyorum. Ve madem herbir insana, fıtratenzemine bir halife olmak kabiliyetini vermişim. Elbette, o kabiliyete göre rû-yi zemini görecek ve bakacak, anlayacak istidadını dahi vermesini hikmetim iktiza ettiğinden, vermişim. Şahsen o noktaya yetişmezse de nev’en yetişebilir. Maddeten erişemezse de, ehl-i velâyetmisillümânen erişebilir. Öyle ise, şu azîm nimetten istifade edebilirsiniz. Haydi, göreyim sizi, vazife-i ubûdiyetinizi unutmamak şartıyla öyle çalışınız ki, rû-yi zemini, her tarafı herbirinize görülen ve her köşesindeki sesleri size işittiren bir bahçeye çeviriniz.