Osmanlı Devletinde Hoşgörü Politikası

Osmanlıda hoşgörü

Çok büyük bir coğrafyada topraklara sahip olan Osmanlı Devleti’nin farklı inançlar, milletler ve kültürlere uyguladığı hoşgörü politikası Osmanlı toplumunda huzur ve barışın etkili olmasına vesile olmuştur. Fatih, Hristiyanlara belli haklar, güvenceler vermiştir. Orta Çağ Avrupasında Yahudiler haksız yere öldürülürken ve Avrupa devletleri, toplumlarına çeşitli zulümler uyguluyor iken; Osmanlı Devleti, idaresi altında bulunan farklı dinlere, dillere, kültürlere bağlı insanların barış içerisinde yaşamalarını sağlıyordu.

“Osmanlı Devleti’nde uygulamaya konulan millet sisteminin gereği olarak Gayr-ı Müslim Osmanlı vatandaşlarının dini işlerine hiç bir zaman müdahale edilmemiş ve bu sebeple din ve milliyetlerini korumaları mümkün olmuştur.” *

Bosna ruhbanlarına ve Galata Cenevizlilerine verilen emannameler de Osmanlı Devleti’nde din ve ırk farklılığından dolayı temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanmaya gidilmediğinin en bariz örnekleridir. Semt pazarlarının günü bile bu kesimin dini günlerine gelmemesine çalışılarak mağdur olmaları önleniyordu.” *

“Batılı pek çok seyyah ve tarihçinin kaleminden Osmanlı hoşgörüsüne dair yazılan daha pek çok örnek bulmak mümkündür. Bir ilim adamı olan Brockelman Osmanlı hoşgörüsüne dair şöyle diyor: “Müslüman Türkler, fetihler esnasında isteselerdi Hristiyanları tamamen yok edebilirlerdi. Fakat mensubu bulundukları din, buna müsaade etmez.” *

Osmanlı Devleti, 19, 20 ve içinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda dünya siyasetinde en çok sözü geçen devletlerin uyguladığı emperyalist, sömürgeci politikayı uygulayacak güçte idi ancak sömürge politikasını uygulamadı. Emperyalist devletlerin “kendilerinden olmayanlar”a kendi kültürünü zorla empoze etmeye çalışması ve bunun için uyguladıkları baskılar, zulümler günümüz dünyasını olumsuz yönde etkiledi ve etkilemeye devam etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin siyah tenli insanlara uyguladığı ayrımcılıklar, Britanya Krallığı’nın bir çok Orta Doğu ülkesini ve Hindistan’ı sömürgeleştirmesi, Fransa’nın Kuzey Afrika’da sömürge faaliyetleri, Coğrafi keşifler neticesinde İspanyolların ve Portekizlilerin sömürgelerinde düzenledikleri katliamlar, Sovyetler Birliği’nin çevresindeki ülkelere komünizmi empoze etmesi ve katliamları, Hitler’in emperyalist arzuları neticesinde uygulanan katliamlar, Nazi ırkçılığının neticesinde meydana gelen Yahudi soykırımı, Japon İmparatorluğu’nun Çin’de uyguladığı katliamlar, Amerika’nın Vietnamda ve Orta Doğu ülkelerinde yaptığı katliamlar, zulümler emperyalist politikanın ürünleridir.

Osmanlı Devleti’nde mevcut olan hoşgörü anlayışı ve çoğunlukla batılı olan güçlerin sömürgeci politikaları arasındaki farkın ana sebebi nedir? 

Osmanlı yönetiminde İslam hukuku ve İslam ahlakının etkili olması neticesinde hoşgörü politikası uygulanmıştır. Osmanlı Devleti’nin mensubu olduğu din, hoşgörüsüzlüğe müsaade etmemektedir. Bu hoşgörülü politika Hazreti Peygamber (Sav) ve Dört Halife devrindeki uygulamaların örnek alınmasının bir sonucudur.

Sahabe efendilerimiz fethettikleri topraklarda gayrimüslim olanlara üç seçenek sunarlardı: Birincisi Müslüman olmak, ikincisi eğer Müslümanlığı kabul etmezlerse cizye vermeleri, üçüncüsü ise hiçbirini kabul etmezlerse savaşmaları. Eğer bu insanlar Müslüman olmayı kabul ederlerse İslam devletine cizye vermeyeceklerdi. Bu insanların Müslüman olması sahabe efendilerimizi çok sevindirirdi. Ancak bu insanlar eğer Müslümanlığı kabul etmezlerse ve cizye verirlerse sahabe efendilerimiz üzülürlerdi. Bu durum da gösterir ki; fetihlerdeki maksat insanlara Müslümanlığı tanıtmaktır. Fetihler maddi çıkar için yapılmaz, eğer yapılırsa ihlas kırılır. Ganimet fetihlerin amacı değil, neticesidir. Fetihteki amaç Allah rızasıdır. Fetihler insanları zorla Müslüman yapmak için değil, İslam’ın tanınması, gayrimüslimlerin yaşadığı yerlerde de İslam’ın rahatça yaşanması içindir. 

Bizans zulmünden zarar gören Ortodoks olmayan Hristiyanların İslam devleti’nin hoşgörüsünü görüp İslam devletine dua etmesi İslamiyet’in bir hoşgörü dini olduğunu ispat etmektedir.

Ünlü sahabelerden Ebu Ubeyde Bin Cerrah Şam bölgesi fethedilirken Bizans devletinin bir ordu gönderdiği haberini aldı ve Hristiyanlardan toplamış olduğu cizyeleri o Hristiyanları artık korumaya güçleri yetmediği için Hristiyanlara geri vermek istedi. Bu duruma Hristiyanlar çok şaşırdılar ve cizyeyi (vergi) geri almadılar ve Bizanslılar karşısında İslam devletinin başarılı olmasını istediler.

İşte Osmanlı Devleti Kur’an ahlakı ile yetişen nesilleri örnek aldı. 

Eğer başka bir Müslüman ülkesi bu hoşgörü politikasını uygulamıyor, hatta bir emperyalist güç oluyor, emperyalist güçlerin yaptığı zulümleri yapıyor ise bu Müslüman ülkesi doğru inanca sahip olsa bile doğru inancın gereklerini toplumsal hayatta uygulamamış demektir. Dolayısıyla gerçek anlamda bir hoşgörü yönetiminin sağlanması için doğru inanca sahip olmanın yanında doğru inancın gereklerini toplumsal hayatta uygulamaya geçirmek gereklidir.

Ancak bir gayrimüslim devletin tamamen batıl politikalar ürettiğini iddia etmek de doğru bir yaklaşım değildir. Kısmen de olsa bir gayrimüslim devlet de Müslümanca politikalar üretebilir ve uygulayabilir. Günümüzde bunun örneklerini bulabiliriz. Ancak tam bir adalet sadece Hazreti Peygamber’in (Sav) yolunda ve onun hükümlerine göre hareket eden bir İslam devletinde görülebilir.

* Prof. Dr. Said Öztürk

Follow @dostsozusitesi