Sanatın Ölü ve Diri Yüzü

cami içi

Ölü sanat bir duygu sömürüsüdür. Sahipsizliği anlatır. Ümitsizlik aşılar. Dünyayı vahşet içerisinde gösterir. Tesadüfler kuyusunda yuvarlanır. Çünkü hakikatin yolunu şaşırmıştır. Çünkü kader nedir bilmez. Diri sanat ise ulvî hüznü verir. Hüznü anlatırken aşkı anlatır. 

“Avrupazâde edebse, fakdü’l-ahbabdan, sahipsizlikten neş’et eden gamlı bir hüznü veriyor; ulvî hüznü veremez. 

Kur’ân’ın edebi ise, öyle bir hüznü verir ki, âşıkàne hüzündür, yetimâne değildir.” *

 Ölü sanat; nefse ve şehvete esir düşer. Aşkı anlatır. Ancak anlattığı, hakiki aşk değildir.  Mevlana’nın ifadesiyle şehvetin adını aşk koyar. Diri sanat ise nefse değil, ruha hitap eder.  Hakiki aşkı anlatır. 

Ölü sanat tabiatı tasvir eder. Tabiatı sever. Tabiat ise maddedir. Dolayısıyla ölü sanat maddeye âşıktır, mânâya değil. 

“…Onun için telkini aşk-i tabiat olur. Maddeperestlik hissi, kalbe de yerleştirir; ondan ucuzca kendini kurtaramaz.” *

Diri sanat ise kainata kainat için değil, kainatı Yaratan için bakar.

“Kâinata tabiat cihetinde bakmıyor. Belki bir san’at-ı İlâhî, bir sıbga-i Rahmânî noktasında bahseder; akılları şaşırtmaz.

Mârifet-i Sânii’n nurunu telkin eder, her şeyde âyetini gösterir.” *

Ölü sanat, hareket içerse bile ölü sayılır. Çünkü o, yalan söyler. Kendince ahlak dersi verir. Çirkini eleştirirken çirkinlik yapar, çirkinliği sevdirir. Aklı bulandırır. 

“Güneşi gösterirse, sarı saçlı güzel bir aktristi kàrie ihtar eder. Zâhiren der: “Sefâhet fenadır, insanlara yakışmaz.

Netice-i muzırrayı gösterir. Halbuki sefâhete öyle müşevvikàne bir tasviri yapar ki, ağız suyu akıtır, akıl hâkim kalamaz. İştihâyı kabartır, hevesi tehyic eder; his daha söz dinlemez.

Kur’ân’daki edebse hevâyı karıştırmaz. Hakperestlik hissi, hüsn-ü mücerred aşkı, cemâlperestlik zevki, hakikatperestlik şevki verir. Hem de aldatmaz.” *

 

*  Sözler (Risale-i Nur)

Yazıda Risale-i Nur’dan yararlanılmıştır.

 

Follow @dostsozusitesi