Şehvet, Öfke, Sevgi ve Akıl Kavramları Nasıl Anlaşılmalıdır?

İlahi Aşk

Şehvet, gazap, sevgi ve akıl kavramlarının doğru anlaşılması insan fıtratını tanımak için çok önemlidir. Bu kuvvelerin anlamlarını ve hangi yollarda kullanılması gerektiğini inceleyelim:

Kuvve-i Şeheviyye: Şehvet sadece “cinsel arzu duymak” anlamına gelmez. İnsanın şehvet kuvveti insana helal dairesinde istek, merak, iştiyak duymak, meşru hedeflere ulaşmak ve dünyadaki nimetlerden helal dairesinde yararlanmak için verilmiştir. Hiçbir amacı olmayan ve hiçbir şeye karşı istek, merak duymayan bir insan ölü gibidir. Mesela insanın başkalarına yardım etmek, iyiliklerde bulunmak, ibadet etmek, sevdiği yemekleri yemek için istek duyması kuvve-i şeheviyyeden gelmektedir. İnsana bu kuvve helal dairesinde nimetlerden yararlanması için verilmiştir. Dolayısıyla bu kuvvenin yanlış yolda kullanılması Yaratıcının insana verdiği bu özelliği gayrimeşru yolda kullanmak anlamına gelir. Bu ise şuna benzer: Bir mal sahibi malını hizmetçisine verir ve bu mal ile ticaret yapmasını ve malın bir kısmını da hizmetçinin kendi ihtiyaçları için kullanmasını ister. Ancak hizmetçi kendi ihtiyaçları için kullanması gereken malını kumar, içki gibi gayrimeşru yollarla harcar. Dolayısıyla kendisine verilen malı kötü yolda kullanmış olur.

Meseleyi daha açıkça anlatacak olursak: Mesela insana verilen merak duygusu helal yolda kullanılması için verilmiştir. Eğer insan bu duyguyu farz olan dini bilgileri öğrenmek gibi kullanılması zorunlu alanlarda kullanmaz veya haram yola girerek kullanır ise bu kuvvenin hakkını vermemiş olur.

Başka bir örnek verelim: Bir Hadis-i Şerifte Peygamberimiz (Sav) Müslümanın nikahlı eşi ile cinsel ilişkide bulunmasının Müslümana sevap kazandıracağını söylemiştir. Bu durumu anlayamayan bir Sahabi efendimiz ise nefsin isteği olan cinsel arzu sonucunda meydana gelen bu ilişki sebebiyle insanın sevap kazanmasının nedenini sorar. Efendimiz (Sav) de bunun sebebinin insanın cinsel arzusunu meşru yolda kullanması, yani zina gibi haram yolda kullanmaması olduğunu belirtir.

Kuvve-i Gadabiyye: Gazap, öfke hissi insana kafirliğe, günahlara karşı öfkelenmek; inanca, vatana, hayata, mala zarar vermek isteyenlere karşı gazaplanmak için verilmiştir. Bu his, insanı kötülüklerle mücadele etmeye teşvik eder. Bu kötülüklere karşı kalben de olsa öfkelenmemek, gazaplanmamak, kötülüklere karşı sevgisizlik duymamak insana verilen bu kuvvenin hakkını vermemek olur. İnancına, vatanına, namusuna, hayatına, malına zarar vermek isteyenlere karşı öfkelenmeyen ve mücadele etmeyen insan ölü gibidir. Bir masum bebeğin öldürülmesine, bir masum kadına eziyet edilmesine gazaplanmak, bu eylemlerin olmasını istememek gerekir. Ancak bu kuvve de helal dairesinde kullanılmalıdır. Haksızlık yapan birisine haksızca bir karşılık vermek, mesela basit bir örnek olarak tokat atan birisini silahla vurmak gibi, başkalarının haklarını işgal edecek, kalp kıracak derecede öfkelenmek bu kuvvenin yanlış yolda kullanılması anlamına gelir.

Özetle anlatacak olursak: Allah’ı, peygamberi inkar edenin bu inkarcı yönlerini sevmemek, nefret etmek, bu yönlerine karşı gazaplanmak gerekir. Ancak onlara bu sebeple de olsa eziyet etmek haramdır ve insana verilen gazaplanma hissinin yanlış yolda kullanılması anlamına gelir. Bir de bir insan kafirliği yönüyle sevilmez ancak Allah’ın yarattığı bir mahluk olması sebebiyle sevilir.

Bu sebeple Yunus Emre “Yaratılanı severim Yaratandan ötürü” demiştir. Mesela Hristiyan veya Yahudi olan bir hanımı olan bir Müslüman erkek, hanımını hanımlığı yönüyle sevebilir. Bu konuda Bediüzzaman şu güzel ifadeyi kullanır: “Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin.”

Kuvve-i Akliyye: İnsana verilen akıl nimeti insanın ve kainatın Yaratıcısını tanımak, O’nun yarattığı eserleri seyredip O’nun İsimlerini ve Sıfatlarını tefekkür etmek, iyi ile kötüyü ayırt etmek gibi önemli sebepler için verilmiştir. Bu kuvve iki şekilde yanlış yolda kullanılabilir. Birincisi; insan, aklını çalıştırmaz. Anlaması gereken meseleleri anlamaz. Aklını çalıştırmayıp Allah’ın varlığını inkar etmek, imanın şartlarını kabul etmemek akıl nimetinin hakkını vermemek demektir.  İkincisi ise aklın günahlar, hileler, aldatmalar için çalıştırılmasıdır. Bu ikinci durumda insan kendisine verilen akıl nimetini doğruyu yanlış gösterme, insanları aldatma gibi durumlarda kullanır. Bu da insana verilen bu kuvvenin yanlış yolda kullanılması demektir.

 

Follow @dostsozusitesi