Urfa’nın Fethi ve İmadeddin Zengi’nin Ermenilere Verdiği Eman

urfanın fethi

Anadolu’nun İslamlaşması sürecinde, Selçukluların ve Anadolu’daki Türk beyliklerinin işgalci haçlı ordularına verdikleri mücadelenin ayrı bir yeri vardır. Bu mücadele aşağı yukarı iki yüzyıl sürmüş ve uzun müddet İslam dünyasını uğraştırmıştır. Ancak Selçukluların başlattığı cihad hareketi neticesinde haçlıların bu topraklardan kovulması mümkün olmuştur. Bu kovulma süreci, Urfa’nın 1144 tarihinde fethiyle başlamıştır.

Haçlıların bu coğrafyada ilk yerleştikleri yerlerden birisi Edessa(Urfa) şehriydi. Fransız haçlı grupları, daha I.Haçlı Seferi devam ederken Urfa’da yaşayan Ermenilerin daveti üzerine buraya gelmişler ve burada 40 yıl boyunca devam edecek bir kontluk kurmuşlardı. Bu kontluk, İslam topraklarının ortasında bir çıban başı gibi duruyor ve Müslüman-Türk alemini adeta ikiye bölüyordu. Bu sebeple ortadan kaldırılması lazımdı. Gerek Türkler, gerekse bütün Müslümanlar arasında tanınan ve haçlılarla cihad düşüncesini büyük bir şevkle hayata geçiren bir Türk komutanı, uzun zamandır Urfa’nın fethini düşlüyordu. Bu komutan, Büyük Selçuklu Devleti’nin Musul Atabeyi; İmadeddin Zengi’ydi. İmadeddin, Urfa’yı haçlılardan temizlemek için planlar kurmuş ve bu planları büyük ölçüde uygulayarak diğer tehdit unsurlarını ortadan kaldırmıştı. Sıra Urfa’nın kuşatılması işindeydi.

Kuşatma

O yılın Kasım ayı, şiddetli yağmurlarla geçiyordu. Kasım sonundaki yağmurlar altında İmadeddin Zengi, ordusuyla Urfa yolunda ilerliyordu. Şehrin kuşatmaya müsait olup olmadığıyla ilgili olarak, gözcülerinden haber bekliyordu. Yağmurlardan sonra posta güvercinleriyle İmadeddin’e; şehrin kuşatmaya, daha doğrusu fethe müsait olduğu bildirilince İmadeddin iki gün sonra tüm kuvvetleriyle Urfa önünde göründü.

İmadeddin Urfa önüne gelince İslam geleneklerine uygun olarak önce şehrin kan dökülmeden teslimini istedi. Ancak şehirde bulunan ve Fransız haçlılarına destek veren Süryani piskoposu Bar Şumana ile Ermeni Ananias, Türklerin teslim teklifini reddettiler. Çünkü Kudüs’te ve Antakya’da bulunan haçlıların kendilerine yardım edeceklerini düşünüyorlardı. Teslim teklifinin reddedilmesi üzerine İmadeddin, Urfa’nın etrafını çevirdi. Bu şehir kırk yıl boyunca Türkler tarafından defalarca kuşatılmış, ancak fethedilememişti. Ancak Zengi, her türlü tedbiri almış ve kuşatmaya bütünüyle hazırlıklı gelmişti. Bir taraftan Türk mancınıkları Urfa surlarını dövmekte, bir taraftan Türk okçusu kaledekilere zor anlar yaşatmaktaydı. Bu arada Türk ordusundaki lağımcılar da, daha zayıf olduğunu tespit ettikleri kuzey surunun altına tünel kazmaya başlamışlardı.

O sırada şehir dışında olan Urfa kontu II.Joscelin, diğer haçlı kontluklarının kapısını çaldıysa kapılar yüzüne kapanmıştı. Yardım istediği kontlar, çeşitli bahanelerle onu yardımsız bıraktılar. Şehirde bulunan Başpiskopos Hugue savunmayı yönetecekti. Joscelin, Urfa’nın Türklerin eline geçmesini çaresizce izlemekten başka bir şey yapamayacaktı.

Kazılan lağımlar gitgide derinleşti ve genişledi. Gerçekten de kuzey suru daha zayıftı. İmadeddin tünellerin kazılması işi bitirildikten sonra, kazılan tünellerin içine yanıcı ve patlayıcı maddeler yerleştirdi. Urfa kalesindekilere son bir teslim teklifi daha yaptı. Ancak kaledeki halk, Zengi’nin teklifini sadece reddetmediler; Zengi ile alay ettiler ve ona hakaretler yağdırdılar. Halen dışarıdan yardım geleceğini zannediyorlardı.

Ve Fetih…

İmadeddin için yapacak fazla şey kalmamıştı. Kaledekiler insanlıktan anlamıyor, merhamete hakaretle cevap veriyorlardı. Bunun üzerine İmadeddin Zengi, Müslüman-Türk ordusunun içerisinde tellallar gezdirdi. Bu tellallar, Türk ordusuna şehre girdiklerinden itibaren üç gün boyunca yağma haklarının olduğunu bildiriyordu. 24 Aralık 1144 günü, tünele yerleştirilen patlayıcılar İmadeddin’in emriyle tutuşturuldu. Nefesler tutuldu. Türk ordusu heyecanla kuzey surunu gözlemeye başladı.

Kuzey suru; altına gömülen yanıcı maddelerin etkisiyle, etrafa dumanlar ve alevler saçarak büyük bir gürültüyle yerle bir oldu. Burada oluşan gedikten geçen Türk birlikleri, tekbirlerle şehre girdiler. (Anonim Süryani Tarihi bu konuda şöyle der: “Zengi surun altında ateş yakılmasını, Allah’ın iradesi de şehrin tahribini emretti.”) Savunmacıları büyük ölçüde ortadan kaldırdılar. Türk kuvvetleri şehrin içerisinde hızla ilerlerken Ermeni ve Süryani halk da Türk askerlerinin önünden kaçıyorlardı. Ancak şehre ilk giren Türk askerleri, toz duman dağılınca karşılarına çıkan manzara karşısında oldukları yere çakıldılar: Haçlı askerleri, Latin Başpiskoposu Hugue’nin emriyle şehrin iç kalesine sığınmışlar ve kapıyı da Ermeni halkın yüzüne kapatarak onları Türk kılıçları önüne atmışlardı. Manzara dehşet vericiydi. Urfalı binlerce Ermeni kadın ve çocuk, iç kapılara vuruyor ve Türklerin elinden kurtulmak için birbirini eziyordu. Kaderin bir cilvesi olarak, iç kale kapılarının halka açılmamasını tembih eden Başpiskopos Hugue; iç kapı önündeki Ermeni kalabalığının ayakları altında ezilerek öldü.

İmadeddin Zengi de Türk askerleri arasında şehre girmişti. Sivillerin birbirini ezerek öldürdüğü manzara, Türk emirini öylesine üzdü ki; Zengi saldırıların durdurulması emrini verdi.

Ermenilere Verilen Eman

Zengi, böylesine güzel; hem de Müslümanlarca “Peygamberler şehri” olarak anılan bir şehrin yağma ve tahrip edilmesini uygun görmedi. Genel taarruzdan önce tellallar dolaştırıp yağmaya izin veren İmadeddin, bu kez esirlerin serbest bırakılması ve alınan malların Ermenilere iade edilmesi için ordusunda tellallar dolaştırdı. Türk askerleri aldıkları malları sahiplerine geri verdiler.

Zengi, iç kaleye kapanıp anlamsız bir inat ile kaleyi teslim etmeyen ve Ermeni halkın iç kale önünde birbirini öldürmesine sebep olan 100 haçlı askerini idam ettirdi. Bundan sonra da İmadeddin’in emrindeki komutanlardan olan Selahaddin el-Yağısıyani, Süryani rahiplerinden bundan sonra Türklere dürüst davranıp ihanet etmeyeceklerine dair yemin istedi ve şunları söyledi: “Şunu hepiniz biliyorsunuz ki, bize karşı koymak ve Peygamberimiz’e küfretmekle ölümü hak ettiniz! Ama biz buna rağmen size dokunmayacak ve esirlerinizi de serbest bırakacağız. Bu şehir Müslüman idaresindeyken nasıl da mamur ve güzeldi, biliyorsunuz! Son elli yıllık haçlı işgali bu güzel şehri harabeye çevirmiştir. Efendimiz İmadeddin, size iyi muamele edecektir. Barış içinde yaşayın ve onun hayatı için de dua edin!”

Fetihten sonra yerli halkın tek bir kilisesine bile dokunulmadı ve halka ibadet hürriyeti tanındı. Sadece haçlılara ait olan ve fesat yuvası haline gelmiş olan kiliselere el kondu ve bunların en büyüğü, halka hizmet vermek maksadıyla hükümet sarayı yapıldı. *

* Prof. Dr. Işın Demirkent, Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi II

Muhammed Said Güler

 

Follow @dostsozusitesi